ATS-2

Sabahın dörtbuçuğunda otogarın korkutucu sessizliğine indim Bursa’da. Bildik firmalardan hemen kalkıveren bir İzmir bileti bulamayacağımı bile bile büyük tabelalalı yazıhanelere yanaşıp bilet dilendim. Uzaktan köşede “İzmir, İzmir!” diye bağıran havutçunun akıntısına kapılıyordum adım adım. En sonunda adına bilet denen bir kağıdın üzerine kötü el yazısı ile bilgilerim yazılıp elime tutuşturulduğunda satılan defolu malın janjanı “Hadi iyisin abi.… Daha fazla oku...

Martı

“Bedenin DNA’sı olduğu gibi ruhunda DNA’sı varmış ve benim ruh DNA’m da özlem ile çapraz yaparmış” diye söze başladı, yıllardır yaşayıp gidenlere yukarılardan bakan martı. “Bu masala başlamak da bu yüzden bana kalabilmiş” diye sevindi. Ve mutlu adamın hikayesini çevresindekilerden dinleyip dönüp başladı masalına.
“Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Cinler cirit oynar iken eski hamam içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir adam yaşarmış İzmir’de, bıkıp usanmadan, yorulmadan yaşadığı her anın altını çizerek.… Daha fazla oku...

Kilin Z Raporu

 

Çocukluğumda mahallemizde çokça inşaat vardı. O zamanlar oyuncak yokluğunda ürettiğimiz oyunlardan biri de kilden şekil yapmaktı. Akşamdan sokağa yığılan inşaat kumunu inşaat bekçilerinin olmadığı zamanı kollayarak sekiz-on çocuk köstebek gibi eşelerdik, kil bulmak için. O zamanki küçük avuçlarımızdan taşan koca koca kil ganimetimizi alıp evlerimizin önünde güvenli yere çekilirdik. Orada parmaklarımızla, gücümüz yetmediğinde yere vurarak şekiller verirdik killere.… Daha fazla oku...

Eksik

“Daha saat iki. Dörtte gelecek Erdal’ım ile Hakan. Yani tren varış saati dört olarak söyleniyor da hiç zamanında gelen tren olur mu? Mutlaka gecikir. Olsun ben yine de erken giderim. Hoşuma gider garda olmak. Her zaman yaşadığımız mekanlardan daha büyük, daha yüksek, daha heybetli. Bu yüzden yutmuyor insanı. Aksine sunuyor. Bekleyenlere sevdiklerini sunuyor, gidenlere imkan. Ben bugün de erken gideyim en iyisi.”

Erdal’ının Beşiktaş formalı fotoğrafına göz kırpıp beyaz, mantar tabanlı iskarpinlerini ayağına geçirdi.… Daha fazla oku...

Akvaryum

“Önder Bey mi, attı acaba bu parayı oraya bilerek?, Yok canım ofise gelen müşterilerden biri düşürmüştür. Baksana, dörde katlanmış. Sekreter de düşürmüş olamaz. Beni mi sınıyorlar? Yoksa birileri hakkımda iddiaya mı girdi?”.

Eski bir İzmir evinden yeni bir ofise dönüştürülmüş, dönüştürürken bozarak değiştiren bir kentsel dönüşüm ofisinin sokak girişinde, hepi topu altı-yedi metrekarelik ofis sekreteryasında, Iramazan efendi gözünü karşısındaki kaloriferin altında duran paraya dikmiş; rahatsız bir oturuş ile gece vardiyasını yiyordu.… Daha fazla oku...

Can Arkadaşım

 

Size uzun zamandır benimle olan arkadaşımdan hiç bahsetmiş miydim? Uzun zamandır diyorum, ama sanırım bana öyle geliyor. Çocukluk arkadaşım değil. Aksine olgunluk arkadaşım. Hele askerlik arkadaşım hiç değil. Zaten onu bedelli yaptım, orda da rastlamam imkansızdı. İş arkadaşım? İşimde ona benzer çok insan oldu, hepsinden sanki birer parça gitti onda toplandı. Hayat arkadaşım mı? Hayır, sonradan edindim dedim ya.… Daha fazla oku...

İstemli, Ama Mutlak

İstemli baygınlık hali. Yaşamın önemli parçası, olmazsa olmazı. Olmadığında perişan edeni. Olmasın diye uğraşılanı, olsun diye hazırlanılanı. İnsanın şarj modu. Uyku. “Ölüm uykudur…Uyku…belki de rüya”

Üç yüz kadar insan. Toplasan en fazla iki ev hacminde bir yerde, yerde uzanmana izin verilmeden koltuklarda ister istemez şarj modundalar. Çünkü tükenmişler, uçağın içinde, okyanus ötesi uçarken. Perişan. Sanki bir trafik kazası sonrası düzenli yığılmış, yıkılmış insanlar.… Daha fazla oku...

Mısır Koçanı

Karmaşık, değişik, şaşırtıcı, yorucu, anlaşılması zor. Gürültü ile melodi arasında gidip gelen caz, biz kapitalist hayata alışkınlar için Küba’nın bize anlattıklarına benziyor. Bazen öyle gidiyor ki ritim, mutluluk bu olsa gerek diye düşünürken, alakasını saptayamadığın patır patır bir bateri solo giriyor araya, irkiliyorsun. Sonra o da hoş geliyor. Birazdan ona eşlik eden bas gitar devreye girince “evet ya, bu işte” derken bunun süresiz devam edeceğini düşünerek yoruluyorsun.… Daha fazla oku...

Korna

Evvel zaman içinde zamanın sayılmadığı,   sabitlenmediği, ölçülmediği, çok da önemsenmediği günlerde, günler aylar bile isimlendirilmezken o çok özgürdü. Güneşin yüzünü göstermesiyle uyanır, elini ayağını, ışığını sıcağını çekmesiyle evine çekilirdi. Uyuduğu süre çok değişmezdi -ama bunu ölçmeye ne hacet  var- evde geçirdiği süre artardı soğuk kış gecelerinde. Doğa beyaz yorganını çekmeden önce çok iş isterdi, ondan belli ki aydınlık uzun sürerdi gündüzleri.… Daha fazla oku...

“Uzayınca Merak Ettik de”

Hikaye saat onda başladı sanarsınız, ama değil. Hasta bana danışıldığı ilk gün, yani iki üç hafta önce başladı hikaye ve endişe. Ameliyat kararı verildiği bir hafta öncesinde de zirveye ulaşan bir meşguliyetle boğuştu zihnim. Alkolizmden siroz olup karaciğeri bin bir zahmetle değiştirilmiş hasta sigara ve alkole devam edince ağızının tabanında da kanser gelişmiş. Kendi kendine ettiklerini bizim düzeltmemiz lazım.… Daha fazla oku...