Eksik

“Daha saat iki. Dörtte gelecek Arda’m ile Hakan. Yani tren varış saati dört olarak söyleniyor da hiç zamanında gelen tren olur mu? Mutlaka gecikir. Olsun ben yine de erken giderim. Hoşuma gider garda olmak. Her zaman yaşadığımız mekanlardan daha büyük, daha yüksek, daha heybetli. Bu yüzden yutmuyor insanı. Aksine sunuyor. Bekleyenlere sevdiklerini sunuyor, gidenlere imkan. Ben bugün de erken gideyim en iyisi.”

Arda’sının Barcelona formalı fotoğrafına göz kırpıp beyaz, mantar tabanlı iskarpinlerini ayağına geçirdi.… Daha fazla oku...

Korna

Evvel zaman içinde zamanın sayılmadığı,   sabitlenmediği, ölçülmediği, çok da önemsenmediği günlerde, günler aylar bile isimlendirilmezken o çok özgürdü. Güneşin yüzünü göstermesiyle uyanır, elini ayağını, ışığını sıcağını çekmesiyle evine çekilirdi. Uyuduğu süre çok değişmezdi -ama bunu ölçmeye ne hacet  var- evde geçirdiği süre artardı soğuk kış gecelerinde. Doğa beyaz yorganını çekmeden önce çok iş isterdi, ondan belli ki aydınlık uzun sürerdi gündüzleri.… Daha fazla oku...

“Uzayınca Merak Ettik de”

Hikaye saat onda başladı sanarsınız, ama değil. Hasta bana danışıldığı ilk gün, yani iki üç hafta önce başladı hikaye ve endişe. Ameliyat kararı verildiği bir hafta öncesinde de zirveye ulaşan bir meşguliyetle boğuştu zihnim. Alkolizmden siroz olup karaciğeri bin bir zahmetle değiştirilmiş hasta sigara ve alkole devam edince ağızının tabanında da kanser gelişmiş. Kendi kendine ettiklerini bizim düzeltmemiz lazım.… Daha fazla oku...

Ayaklar

Dur şu yeni takılan dolap ayaklarını da bir koklayayım. Sevmiyorum bu yalnızlığı. Sevgisiz kalmak çon can sıkıcı. Benim de besinim bu. Of dolaş dolaş aynı şeyler. O baş parmağı ile ikinci parmağı azıcık ayrık kız da yok bir iki gündür bu saatlerde, hayret. Neyse biraz yatayım bari. Başımı şöyle uzatarak, bakınarak dalarım şimdi. Ne güzeldi dün gece.Daha fazla oku...

Gemisini Yürüten Kaptan

Yoğun bir cırcır böceği sesine kuş cıvıltıları eklenmiş. Keçi sürüsü görünmüyor, ama tok zil sesi uzaktan duyuluyor. Öten horozlar, havlayan köpekler tanıdık değiller. Hava serin. Saipaltı iskelesinden bir yelkenli, yelkenini açmadan öyle güzel açıldı ki mendireği geçerken çizdiği o yay kusursuz. Dün gece ayın sapsarı, dopdolu, topaz doğduğu yerin iki karış solundan şimdi güneş kor renginde yüzünü göstermeye başladı.

Daha fazla oku...

Çocuklarımla Anılarım (Babalar Günü-2018)

 

Naif; hesapsız, saf demek değil mi? Sonradan mı  çetrefil düşünmeye başıyoruz hayatta? O yüzden mi çocukları seviyoruz en baştaki halimizi hatırlayarak. En tatlı hikayeler, minik kedinin zıplayıp durması, uzatılan süt şırıngasını eliyle tutarak emmesi gibi saf, uzun uzun bakılası olanlar değil mi?

Yaz tatillerimizi hep deniz kenarına denk getirdik çocukları büyütürken. Anadolu kaderimizi onlar hissetmesin diye kilometrelerce yol yaptık hep,  2-3 günlüğüne bile.… Daha fazla oku...

Leylek Hikayesi

-Yok ağabeyciğim, kimse yakınmasın “benim işim pis” diye. Bizimkinden pis iş mi var be? Bak “pis” diyorum, “ağır” demiyorum, “zor” demiyorum. “Pis” diyorum, “pis”. Ha, hemen aklına en pis olabilecek meslekler geldi değil mi? Geç kardeşim bunları. Ben herkesten dinledim işini. İster istemez dinledim. Parça parça dinledim. Doktorunu da dinledim, orospusunu da, hem profesyonelini hem de acemisini.… Daha fazla oku...

“Himlens Vackraste Sjön” (Cennetin En Güzel Gölü)

Ağlarız, hayran hayran bakarız, teşekkür ederiz, duygulanırız, yardım ederiz, alkışlarız, cesaretlendiririz, eğleniriz, gülümseriz, merhabalaşırız, mutlu oluruz, saygılı davranırız, susacağımız konuşacağız zamanı biliriz, sustuğumuzda kalplerin bir attığını biliriz.
Bunları hiç tanımadığı bir topluluk içinde yapabilir mi insan?
Sabah otel kahvaltısında gazetenin günlük olarak yayınlanan “şehirde bugün ne var?” köşesinde iki şey işaretledim. Birinde “İsveççe konuşma alıştırması mı yapmak istiyorsunuz?” diye yazıyordu.… Daha fazla oku...

İç (Kıç)

Of ne çok okudum. Ne çok yazasım geldi. Düşünürken bile üçüncü tekil şahıs konuşmaya başladım kendi kendime, roman havasında. Sert koltukta dümdüz olmuş kıçım acıyor. Ağrı değil bu, bildiğin acı.  Orta, sağ ve sol sırasıyla denendi. Acımadan dayanabilme süreleri artık iyice kısaldı. Bir saat daha kaldı dedi, kabin memuru.
Bir uçak dolusu insan. Bu kadar ”radio på lättt svenska” dinlersen hepsini mülteci sanırsın tabii.… Daha fazla oku...