Yükümüz

Doğarsın
Doğduğun anda hemen not ederler, bir yerlere
Büyürsün aynı yükle
“Ba” dediğini, ilk dişini, ilk yaşını
Kutlarlar, yine sayarak,
Sana sonra hatırlatmak üzere
Giderek bağımlısı olursun o yükün
Sabah o nedenle uyandırılırsın
Otobüsü ona göre beklersin
Sevgilinden gelmeyen haberle sayarsın
Alışmışsındır çünkü sen de
O yüke
Acı çektiğinde bile sayarlar onu
Senin için
Sen ise bitsin istersin artık umrunda olmadan
Ve birgün biter
Onu da not ederler
Sayarlar bir de
Şu kadar yıl yaşadı diyeZamanla avunuruz
Zamanla unuturuz
Zamanlıca oluruz
Zamansızca ölürüz
Sırtımızda heybemiz
Onunla yarışırız
Daha fazla oku...

Elli-name

Bi bak bana.

Bi de çocukluk fotoğraflarıma.

Sonra bir de yolda yanından geçen okul çocuklarına.

Tahmin eder misin

İleride nasıl deri değiştireceklerini,

Saçlarının şeklini, boylarının uzunluğunu,

Sakallarını, beyazlarını?

Kafalarının içini, neler görüp işiteceklerini?

Neler yaşayacaklarını,

Ne kadar seveceklerini, ne kadar üzeceklerini?

Bi bak bana.

Sonra, tut bu halimi aklında.

Ben tahmin ediyorum yirmi-otuz yıl sonrasını.

Herkes gibi, herkes gibi.… Daha fazla oku...

Yorumlarınız

Daha önce aldığım ama yerlerine bir türlü ulaştıramadığım “Sabahları işe yürüyerek giderim” kitaplarından birkaçı arabada duruyordu. Birini alıp eve çıkardım ve sabah çay~deniz keyfime katık ettim. Adeta kitabı ilk kez okuyormuş gibi büyük bir heyecan ve keyif duydum. Ve bu kitabı buraya bırakmaya karar verdim, daha sonraki gelişlerimde de aynı keyfi tekrar yaşamak için. Nedendir bilinmez, en çok “Hareket” hikayesi beni etkiliyor.… Daha fazla oku...

Alma (ispanyolca, =Ruh)

“Kahkahalar atarak doğdu. Doğumhanenin içinde bir telaş. Her şey yolunda belli ki. Kimsenin onu bir şey için zorlamayacağı bir hayat var önünde. Hayvani gereksinimleri için bile insani duyguları ile hareket edecek. “Dur” denmeyecek, “Yapma” denmeyecek. Çünkü gerek olmayacak. Pür insan, pür vicdan bir hayat yaşayıp ölecek.” diye yazdı genç kız günlüğüne. İçi sıkkın başlamıştı, sıkkın devam ediyordu gün.… Daha fazla oku...

Sevdiğime zarar geldiğindeki sinirle yazdıklarım

 

Herkes herşeye farklı yönden bakar. Ama bu bakışı yönlendiren içinde bulunduğun toplumun davranış modelidir.

Farkında olmadan yaşarsın, bir bakarsın seninle aynı düşünmüyor diye oteldeki adamları kundaklayanlarla yan yanasın. Bir bakarsın “ama orada çocuğun ne işi var, polise taş atıyordu, ne yapsın polis de çocuğu başından vurdu” diyen seninle birlikte yan koltukta oturuyordur. Bir bakarsın “abicim bu işler böyle, bir yolunu bul ne yap yap işini gör” diyen ortalama altı bir zeka ile gol sonrası sarılıyorsundur.… Daha fazla oku...

Emekli bisikletler

Çakıldık mı olduğumuz yere?

Yok neden hareket etmiyoruz demiyorum. Alışkanlıklarımıza serzenişim. Üç aşağı beş yukarı salı sabahı saat sekizde ne yapacağınızı ben tahmin ediyorum siz de çok iyi biliyorsunuz veya gelecek ayın onbeşi.  Çakıldık mı? Yoksa biz mi böyle istiyoruz? Hoşumuza mı gidiyor, kolayımıza mı geliyor? Sıkılmıyor muyuz? Güvende mi hissediyoruz kendimizi?

Her sabah dükkanını aynı saatte açan Reha abi, kendi çakılmışlığına bakmadan önünden geçerken artık benle alay ediyor: “Sağ-Sol, Sağ-Sol, hadi bakalım”.… Daha fazla oku...

İzmir ile ilk ve son tanışmalarım

 

Kapıdan içeri koşuşturarak girdiler. Önde abisi, geride kendisi, bir beden küçük. Hemen girişten bile görülebilen renk renk oyuncaklar, doyma, öğrenme ve gelişme dışında kaygısının olmadığı yaşlar için ilgi odağı. Odama giren küçük yüreklerin giderek korku olmaktan çıkan doktor-hasta ilişkisi içinde değil de bir dakika önceki hayal dünyasının içinde devam etmesini isterim. Annesine değil de bilgisayar ekranında yazan isimle abartılı bir hoşgeldin, onun beyninde “Aaa bu adam beni tanıyormuş demek ki ben bilmiyormuşum” algısını kolay oluşturuyor.… Daha fazla oku...

Sabah Öforisi

Sabahın bu geç vaktinde, -geç vaktinde diyorum, çünkü eskiden olsa bu saatlerde hastane odamdaydım, dedim ya değişiyorum- filmi bitirdikten sonra bir aydınlanma, bir mutluluk, gerekli bir hoşgörü geldi, sabah sabah. 3 dakika içinde giyinip çıkmaya hazırdım, evden. Tıraş? Banyo? Bugün hep ameliyat. poliklinik sahnesinde değilim, süslenmesem de olur.

İki gün önce Özlem, sabah geç kalkabilme kararımı uyguladığımı kastederek “Nasıl başardın, değil mi?” diye takdir etmişti.… Daha fazla oku...

“Ben mi zenginim?”

Bugün sabah Reha abinin dükkanı önünden geçiyordum.

Ayakta kapıya rastlanarak kahve içiyordu.

İlk kez dikkatli baktı bana. İlk kez gözünün içine bakarak “günaydın” diyebildim. O da içten “günaydın” dedi. Beş metre sonra geri döndüm. “Merhaba” dedim. İlk cümleden anladım, kulakları az duyuyor. Candan muhabbet bağırarak zor, ikili konuşma ifşa olur korkusu mu ki?

“Ben, doktor Murat” dedim, beni ciddiye alsın diye.… Daha fazla oku...

Kuşku

Adam, gecenin karanlığına, belirsizliğe ürpererek uyandı. Ne nerede olduğunun farkında, ne de zamanın farkındaydı. Tek hissettiği çırpınan yüreği idi. Otel yatağında ve gece olduğunu anlayınca biraz sakinledi. Geçirdiği gün, okuduğu kitap, yalnızlığını sorgulamakla yoğrulmuş hamur kabarıp yüreğine oturmuştu demek. Uyuyamazdı tekrar, huyu böyleydi. Aslında “tekrar uyuyabilme dersi”, son zamanlarda başlattığı “kendini geliştirme kursu”nun müfredatında yer alıyordu.… Daha fazla oku...