Korna

Evvel zaman içinde zamanın sayılmadığı,   sabitlenmediği, ölçülmediği, çok da önemsenmediği günlerde, günler aylar bile isimlendirilmezken o çok özgürdü. Güneşin yüzünü göstermesiyle uyanır, elini ayağını, ışığını sıcağını çekmesiyle evine çekilirdi. Uyuduğu süre çok değişmezdi -ama bunu ölçmeye ne hacet  var- evde geçirdiği süre artardı soğuk kış gecelerinde. Doğa beyaz yorganını çekmeden önce çok iş isterdi, ondan belli ki aydınlık uzun sürerdi gündüzleri.… Daha fazla oku...

“Uzayınca Merak Ettik de”

Hikaye saat onda başladı sanarsınız, ama değil. Hasta bana danışıldığı ilk gün, yani iki üç hafta önce başladı hikaye ve endişe. Ameliyat kararı verildiği bir hafta öncesinde de zirveye ulaşan bir meşguliyetle boğuştu zihnim. Alkolizmden siroz olup karaciğeri bin bir zahmetle değiştirilmiş hasta sigara ve alkole devam edince ağızının tabanında da kanser gelişmiş. Kendi kendine ettiklerini bizim düzeltmemiz lazım.… Daha fazla oku...

Ayaklar

Dur şu yeni takılan dolap ayaklarını da bir koklayayım. Sevmiyorum bu yalnızlığı. Sevgisiz kalmak çon can sıkıcı. Benim de besinim bu. Of dolaş dolaş aynı şeyler. O baş parmağı ile ikinci parmağı azıcık ayrık kız da yok bir iki gündür bu saatlerde, hayret. Neyse biraz yatayım bari. Başımı şöyle uzatarak, bakınarak dalarım şimdi. Ne güzeldi dün gece.Daha fazla oku...

Gemisini Yürüten Kaptan

Yoğun bir cırcır böceği sesine kuş cıvıltıları eklenmiş. Keçi sürüsü görünmüyor, ama tok zil sesi uzaktan duyuluyor. Öten horozlar, havlayan köpekler tanıdık değiller. Hava serin. Saipaltı iskelesinden bir yelkenli, yelkenini açmadan öyle güzel açıldı ki mendireği geçerken çizdiği o yay kusursuz. Dün gece ayın sapsarı, dopdolu, topaz doğduğu yerin iki karış solundan şimdi güneş kor renginde yüzünü göstermeye başladı.

Daha fazla oku...