Martı

“Bedenin DNA’sı olduğu gibi ruhunda DNA’sı varmış ve benim ruh DNA’m da özlem ile çapraz yaparmış” diye söze başladı, yıllardır yaşayıp gidenlere yukarılardan bakan martı. “Bu masala başlamak da bu yüzden bana kalabilmiş” diye sevindi. Ve mutlu adamın hikayesini çevresindekilerden dinleyip dönüp başladı masalına.
“Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Cinler cirit oynar iken eski hamam içinde, develer tellal, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir adam yaşarmış İzmir’de, bıkıp usanmadan, yorulmadan yaşadığı her anın altını çizerek.… Daha fazla oku...

Kilin Z Raporu

 

Çocukluğumda mahallemizde çokça inşaat vardı. O zamanlar oyuncak yokluğunda ürettiğimiz oyunlardan biri de kilden şekil yapmaktı. Akşamdan sokağa yığılan inşaat kumunu inşaat bekçilerinin olmadığı zamanı kollayarak sekiz-on çocuk köstebek gibi eşelerdik, kil bulmak için. O zamanki küçük avuçlarımızdan taşan koca koca kil ganimetimizi alıp evlerimizin önünde güvenli yere çekilirdik. Orada parmaklarımızla, gücümüz yetmediğinde yere vurarak şekiller verirdik killere.… Daha fazla oku...

Eksik

“Daha saat iki. Dörtte gelecek Erdal’ım ile Hakan. Yani tren varış saati dört olarak söyleniyor da hiç zamanında gelen tren olur mu? Mutlaka gecikir. Olsun ben yine de erken giderim. Hoşuma gider garda olmak. Her zaman yaşadığımız mekanlardan daha büyük, daha yüksek, daha heybetli. Bu yüzden yutmuyor insanı. Aksine sunuyor. Bekleyenlere sevdiklerini sunuyor, gidenlere imkan. Ben bugün de erken gideyim en iyisi.”

Erdal’ının Beşiktaş formalı fotoğrafına göz kırpıp beyaz, mantar tabanlı iskarpinlerini ayağına geçirdi.… Daha fazla oku...

Akvaryum

“Önder Bey mi, attı acaba bu parayı oraya bilerek?, Yok canım ofise gelen müşterilerden biri düşürmüştür. Baksana, dörde katlanmış. Sekreter de düşürmüş olamaz. Beni mi sınıyorlar? Yoksa birileri hakkımda iddiaya mı girdi?”.

Eski bir İzmir evinden yeni bir ofise dönüştürülmüş, dönüştürürken bozarak değiştiren bir kentsel dönüşüm ofisinin sokak girişinde, hepi topu altı-yedi metrekarelik ofis sekreteryasında, Iramazan efendi gözünü karşısındaki kaloriferin altında duran paraya dikmiş; rahatsız bir oturuş ile gece vardiyasını yiyordu.… Daha fazla oku...

Can Arkadaşım

 

Size uzun zamandır benimle olan arkadaşımdan hiç bahsetmiş miydim? Uzun zamandır diyorum, ama sanırım bana öyle geliyor. Çocukluk arkadaşım değil. Aksine olgunluk arkadaşım. Hele askerlik arkadaşım hiç değil. Zaten onu bedelli yaptım, orda da rastlamam imkansızdı. İş arkadaşım? İşimde ona benzer çok insan oldu, hepsinden sanki birer parça gitti onda toplandı. Hayat arkadaşım mı? Hayır, sonradan edindim dedim ya.… Daha fazla oku...

Ağlayan Zeytin Ağacı

Bindokuzyüzotuzlu yıllarda doğdu. Aynanın veya basılı fotonun nadir, aya gidişi bırak gurbettekine ulaşmanın hayal olduğu yıllar. Adının aksine ağlayarak adım attı dünyaya. İlk denemeydi bu. Sanki Tanrı mekanizmayı test ediyordu: “Ağlar mı bu?”. Sonraki her denemede de, kullanımda da bu ağlama ile derin bir nefes ile akciğerleri doldu. Ağlarken iç çekmelerini, nefessiz kalmasını hiç sorgulamadan tekrarladı durdu.… Daha fazla oku...