Ayaklar

Dur şu yeni takılan dolap ayaklarını da bir koklayayım. Sevmiyorum bu yalnızlığı. Sevgisiz kalmak çon can sıkıcı. Benim de besinim bu. Of dolaş dolaş aynı şeyler. O baş parmağı ile ikinci parmağı azıcık ayrık kız da yok bir iki gündür bu saatlerde, hayret. Neyse biraz yatayım bari. Başımı şöyle uzatarak, bakınarak dalarım şimdi. Ne güzeldi dün gece.Daha fazla oku...

Gemisini Yürüten Kaptan

Yoğun bir cırcır böceği sesine kuş cıvıltıları eklenmiş. Keçi sürüsü görünmüyor, ama tok zil sesi uzaktan duyuluyor. Öten horozlar, havlayan köpekler tanıdık değiller. Hava serin. Saipaltı iskelesinden bir yelkenli, yelkenini açmadan öyle güzel açıldı ki mendireği geçerken çizdiği o yay kusursuz. Dün gece ayın sapsarı, dopdolu, topaz doğduğu yerin iki karış solundan şimdi güneş kor renginde yüzünü göstermeye başladı.

Daha fazla oku...

Çocuklarımla Anılarım (Babalar Günü-2018)

 

Naif; hesapsız, saf demek değil mi? Sonradan mı  çetrefil düşünmeye başıyoruz hayatta? O yüzden mi çocukları seviyoruz en baştaki halimizi hatırlayarak. En tatlı hikayeler, minik kedinin zıplayıp durması, uzatılan süt şırıngasını eliyle tutarak emmesi gibi saf, uzun uzun bakılası olanlar değil mi?

Yaz tatillerimizi hep deniz kenarına denk getirdik çocukları büyütürken. Anadolu kaderimizi onlar hissetmesin diye kilometrelerce yol yaptık hep,  2-3 günlüğüne bile.… Daha fazla oku...

Leylek Hikayesi

-Yok ağabeyciğim, kimse yakınmasın “benim işim pis” diye. Bizimkinden pis iş mi var be? Bak “pis” diyorum, “ağır” demiyorum, “zor” demiyorum. “Pis” diyorum, “pis”. Ha, hemen aklına en pis olabilecek meslekler geldi değil mi? Geç kardeşim bunları. Ben herkesten dinledim işini. İster istemez dinledim. Parça parça dinledim. Doktorunu da dinledim, orospusunu da, hem profesyonelini hem de acemisini.… Daha fazla oku...

“Himlens Vackraste Sjön” (Cennetin En Güzel Gölü)

Ağlarız, hayran hayran bakarız, teşekkür ederiz, duygulanırız, yardım ederiz, alkışlarız, cesaretlendiririz, eğleniriz, gülümseriz, merhabalaşırız, mutlu oluruz, saygılı davranırız, susacağımız konuşacağız zamanı biliriz, sustuğumuzda kalplerin bir attığını biliriz.
Bunları hiç tanımadığı bir topluluk içinde yapabilir mi insan?
Sabah otel kahvaltısında gazetenin günlük olarak yayınlanan “şehirde bugün ne var?” köşesinde iki şey işaretledim. Birinde “İsveççe konuşma alıştırması mı yapmak istiyorsunuz?” diye yazıyordu.… Daha fazla oku...

İç (Kıç)

Of ne çok okudum. Ne çok yazasım geldi. Düşünürken bile üçüncü tekil şahıs konuşmaya başladım kendi kendime, roman havasında. Sert koltukta dümdüz olmuş kıçım acıyor. Ağrı değil bu, bildiğin acı.  Orta, sağ ve sol sırasıyla denendi. Acımadan dayanabilme süreleri artık iyice kısaldı. Bir saat daha kaldı dedi, kabin memuru.
Bir uçak dolusu insan. Bu kadar ”radio på lättt svenska” dinlersen hepsini mülteci sanırsın tabii.… Daha fazla oku...

Alma (ispanyolca, =Ruh)

“Kahkahalar atarak doğdu. Doğumhanenin içinde bir telaş. Her şey yolunda belli ki. Kimsenin onu bir şey için zorlamayacağı bir hayat var önünde. Hayvani gereksinimleri için bile insani duyguları ile hareket edecek. “Dur” denmeyecek, “Yapma” denmeyecek. Çünkü gerek olmayacak. Pür insan, pür vicdan bir hayat yaşayıp ölecek.” diye yazdı genç kız günlüğüne. İçi sıkkın başlamıştı, sıkkın devam ediyordu gün.… Daha fazla oku...

Sevdiğime zarar geldiğindeki sinirle yazdıklarım

 

Herkes herşeye farklı yönden bakar. Ama bu bakışı yönlendiren içinde bulunduğun toplumun davranış modelidir.

Farkında olmadan yaşarsın, bir bakarsın seninle aynı düşünmüyor diye oteldeki adamları kundaklayanlarla yan yanasın. Bir bakarsın “ama orada çocuğun ne işi var, polise taş atıyordu, ne yapsın polis de çocuğu başından vurdu” diyen seninle birlikte yan koltukta oturuyordur. Bir bakarsın “abicim bu işler böyle, bir yolunu bul ne yap yap işini gör” diyen ortalama altı bir zeka ile gol sonrası sarılıyorsundur.… Daha fazla oku...

Emekli bisikletler

Çakıldık mı olduğumuz yere?

Yok neden hareket etmiyoruz demiyorum. Alışkanlıklarımıza serzenişim. Üç aşağı beş yukarı salı sabahı saat sekizde ne yapacağınızı ben tahmin ediyorum siz de çok iyi biliyorsunuz veya gelecek ayın onbeşi.  Çakıldık mı? Yoksa biz mi böyle istiyoruz? Hoşumuza mı gidiyor, kolayımıza mı geliyor? Sıkılmıyor muyuz? Güvende mi hissediyoruz kendimizi?

Her sabah dükkanını aynı saatte açan Reha abi, kendi çakılmışlığına bakmadan önünden geçerken artık benle alay ediyor: “Sağ-Sol, Sağ-Sol, hadi bakalım”.… Daha fazla oku...

İzmir ile ilk ve son tanışmalarım

 

Kapıdan içeri koşuşturarak girdiler. Önde abisi, geride kendisi, bir beden küçük. Hemen girişten bile görülebilen renk renk oyuncaklar, doyma, öğrenme ve gelişme dışında kaygısının olmadığı yaşlar için ilgi odağı. Odama giren küçük yüreklerin giderek korku olmaktan çıkan doktor-hasta ilişkisi içinde değil de bir dakika önceki hayal dünyasının içinde devam etmesini isterim. Annesine değil de bilgisayar ekranında yazan isimle abartılı bir hoşgeldin, onun beyninde “Aaa bu adam beni tanıyormuş demek ki ben bilmiyormuşum” algısını kolay oluşturuyor.… Daha fazla oku...