Alma (ispanyolca, =Ruh)

“Kahkahalar atarak doğdu. Doğumhanenin içinde bir telaş. Her şey yolunda belli ki. Kimsenin onu bir şey için zorlamayacağı bir hayat var önünde. Hayvani gereksinimleri için bile insani duyguları ile hareket edecek. “Dur” denmeyecek, “Yapma” denmeyecek. Çünkü gerek olmayacak. Pür insan, pür vicdan bir hayat yaşayıp ölecek.” diye yazdı genç kız günlüğüne. İçi sıkkın başlamıştı, sıkkın devam ediyordu gün.… Daha fazla oku...

Sevdiğime zarar geldiğindeki sinirle yazdıklarım

 

Herkes herşeye farklı yönden bakar. Ama bu bakışı yönlendiren içinde bulunduğun toplumun davranış modelidir.

Farkında olmadan yaşarsın, bir bakarsın seninle aynı düşünmüyor diye oteldeki adamları kundaklayanlarla yan yanasın. Bir bakarsın “ama orada çocuğun ne işi var, polise taş atıyordu, ne yapsın polis de çocuğu başından vurdu” diyen seninle birlikte yan koltukta oturuyordur. Bir bakarsın “abicim bu işler böyle, bir yolunu bul ne yap yap işini gör” diyen ortalama altı bir zeka ile gol sonrası sarılıyorsundur.… Daha fazla oku...

Emekli bisikletler

Çakıldık mı olduğumuz yere?

Yok neden hareket etmiyoruz demiyorum. Alışkanlıklarımıza serzenişim. Üç aşağı beş yukarı salı sabahı saat sekizde ne yapacağınızı ben tahmin ediyorum siz de çok iyi biliyorsunuz veya gelecek ayın onbeşi.  Çakıldık mı? Yoksa biz mi böyle istiyoruz? Hoşumuza mı gidiyor, kolayımıza mı geliyor? Sıkılmıyor muyuz? Güvende mi hissediyoruz kendimizi?

Her sabah dükkanını aynı saatte açan Reha abi, kendi çakılmışlığına bakmadan önünden geçerken artık benle alay ediyor: “Sağ-Sol, Sağ-Sol, hadi bakalım”.… Daha fazla oku...

İzmir ile ilk ve son tanışmalarım

 

Kapıdan içeri koşuşturarak girdiler. Önde abisi, geride kendisi, bir beden küçük. Hemen girişten bile görülebilen renk renk oyuncaklar, doyma, öğrenme ve gelişme dışında kaygısının olmadığı yaşlar için ilgi odağı. Odama giren küçük yüreklerin giderek korku olmaktan çıkan doktor-hasta ilişkisi içinde değil de bir dakika önceki hayal dünyasının içinde devam etmesini isterim. Annesine değil de bilgisayar ekranında yazan isimle abartılı bir hoşgeldin, onun beyninde “Aaa bu adam beni tanıyormuş demek ki ben bilmiyormuşum” algısını kolay oluşturuyor.… Daha fazla oku...

Sabah Öforisi

Sabahın bu geç vaktinde, -geç vaktinde diyorum, çünkü eskiden olsa bu saatlerde hastane odamdaydım, dedim ya değişiyorum- filmi bitirdikten sonra bir aydınlanma, bir mutluluk, gerekli bir hoşgörü geldi, sabah sabah. 3 dakika içinde giyinip çıkmaya hazırdım, evden. Tıraş? Banyo? Bugün hep ameliyat. poliklinik sahnesinde değilim, süslenmesem de olur.

İki gün önce Özlem, sabah geç kalkabilme kararımı uyguladığımı kastederek “Nasıl başardın, değil mi?” diye takdir etmişti.… Daha fazla oku...

“Ben mi zenginim?”

Bugün sabah Reha abinin dükkanı önünden geçiyordum.

Ayakta kapıya rastlanarak kahve içiyordu.

İlk kez dikkatli baktı bana. İlk kez gözünün içine bakarak “günaydın” diyebildim. O da içten “günaydın” dedi. Beş metre sonra geri döndüm. “Merhaba” dedim. İlk cümleden anladım, kulakları az duyuyor. Candan muhabbet bağırarak zor, ikili konuşma ifşa olur korkusu mu ki?

“Ben, doktor Murat” dedim, beni ciddiye alsın diye.… Daha fazla oku...

Kuşku

Adam, gecenin karanlığına, belirsizliğe ürpererek uyandı. Ne nerede olduğunun farkında, ne de zamanın farkındaydı. Tek hissettiği çırpınan yüreği idi. Otel yatağında ve gece olduğunu anlayınca biraz sakinledi. Geçirdiği gün, okuduğu kitap, yalnızlığını sorgulamakla yoğrulmuş hamur kabarıp yüreğine oturmuştu demek. Uyuyamazdı tekrar, huyu böyleydi. Aslında “tekrar uyuyabilme dersi”, son zamanlarda başlattığı “kendini geliştirme kursu”nun müfredatında yer alıyordu.… Daha fazla oku...

Karşıyaka’da Kış

Yağmursuz, soğuk, henüz karanlık İzmir sabahlarında eller nasıldır peki?

Tutamazsın dışarıda. Önce parmak uçlarını, sonra tüm parmaklarını ısıran soğuğa karşı bilinçsiz refleksler devreye girer. Açıp-kapatırsın. Ovalarsın. Cebine sokarsın. Cebini ergonomik yere koymadıkları bişi giymişsen komik olursun, öyle yürünmez ki!

Eldiven atkı satanlar sabahın köründe şemsiyecilerin yerindeler. Yoksa aynı kişiler mi?

Elim soğuk, yüzüm soğuk. Karşıdan gelen kıza acıdım valla!… Daha fazla oku...

Malatya’daki Demirci

Malatya’da tam 10 yıl geçirdik, biri orada doğan iki çocuk büyüttük. Akademisyenliğim, KBB’de kalfalığım orada geçti. Anadolu’yu Anadolu insanını, davranışını, bakışını, düşüncesini orda gördüm, anladım, hazmettim. Malatyalı’nın yeni açılan bir dükkana “Allah heyirli uğurlu ede” diye girdiğini, kendisine bir görev verildiğinde “kayıtsız ol” diye tamam dediğini, çok yorulup yıprandığında “malamat olduğunu”, yeni araba aldığında seni ” tekerine taş değmeye” diye uğurladığını öğrendim.… Daha fazla oku...

Ölçü Kavramı

Çocuk yetiştirmek mi, yoksa kendini kopyalamak mı? Aslında herkes çocuğunu bildiği, gördüğü gibi büyütüyor. Biraz da kendine benzetiyor. Benzetmek için çaba harcamasa da çocuk tarafından herşey kayıt ediliyor hafızaya; annesi gibi gülen, bakan kızlar, babası gibi oturan, yürüyen oğlanlar. Çok iyi tanıdığınız bir arkadaşınızın çocuğunda çok kolay yakalıyorsunuz o istemsiz taklitçiliği.

Oğullarımı da bilinçli veya bilinçsiz esprili, aklı zorlayan yaklaşımlarla büyüttüm.… Daha fazla oku...