Emekli bisikletler

Çakıldık mı olduğumuz yere?

Yok neden hareket etmiyoruz demiyorum. Alışkanlıklarımıza serzenişim. Üç aşağı beş yukarı salı sabahı saat sekizde ne yapacağınızı ben tahmin ediyorum siz de çok iyi biliyorsunuz veya gelecek ayın onbeşi.  Çakıldık mı? Yoksa biz mi böyle istiyoruz? Hoşumuza mı gidiyor, kolayımıza mı geliyor? Sıkılmıyor muyuz? Güvende mi hissediyoruz kendimizi?

Her sabah dükkanını aynı saatte açan Reha abi, kendi çakılmışlığına bakmadan önünden geçerken artık benle alay ediyor: “Sağ-Sol, Sağ-Sol, hadi bakalım”. Ama gerçekten bugün canım sıkıldı bu kinayeye.

İlerde, Kilise sokağında esnafın kaldırımının önüne park edilmesini önlemek için yeni buluşunu keşfediyorum. Giderek yaygınlaşıyor, bir idi üç oldu. Tekayüt bir bisiklet alıyorsun elli altmış liraya. Bir de zincir.   Kaldırımının önüne yere bir çengel çak, giderek eskiyecek yılgınlık, zeka, çözüm, kurnazlık totemini dik oraya. Aynı şehirler arasındaki yollarda gerçek boyutlardaki polis arabası maketleri gibi. Herşey “mış” gibi, küfrettiğimin ülkesinde.

İnsan en çok kendinden nefret edermiş. Gördükçe, farkettikçe, anladıkça önce nefret. Sonra “yok canım severim beni” çıkışı, hafif unutmakla eş zamanlı. Çakılmışlığımı çok seviyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir