Ayaklar

Dur şu yeni takılan dolap ayaklarını da bir koklayayım. Sevmiyorum bu yalnızlığı. Sevgisiz kalmak çon can sıkıcı. Benim de besinim bu. Of dolaş dolaş aynı şeyler. O baş parmağı ile ikinci parmağı azıcık ayrık kız da yok bir iki gündür bu saatlerde, hayret. Neyse biraz yatayım bari. Başımı şöyle uzatarak, bakınarak dalarım şimdi. Ne güzeldi dün gece. Ne çok ayak, ne çok bacak. Birkaç tanesi daha önce hiç koklamadığım. Çoğu tanıdık. Sevilmekten sarhoş oldum. Neşelenince bana ilgileri başka artıyor, üzüldüklerinde farklı. Dün gecekiler pür neşe idi. Hiç kimse hiç kimseye sevgisiz bakmıyordu, bana da tabii. Zaten bu evde nerdeyse hiç görmediğim bir şey bu. Ara sıra eve gelen, yine küçük ayaklı, hiç tanımadığım bir kaç kişi dışında yabancıyım bu duyguya bu evde. Onlara da yanaşmam zaten.

 
Dün gece diyordum. Öyle her zaman olduğu gibi yine bir anda çoğaldılar. Balkondan gelen yemek kokusu dün gece çok ilgi çekici değildi doğrusu. Koku geçene kadar içerde kalmayı tercih ettim. Zaten önce içeride narin ve küçük ayaklılar vardı. Zıplayanlar, oynayanlar, gülüşenler arasında kalmak eğlenceli. Yemek hazırlığı yapılan alanda daha az hareket eden ayaklar, ama meşguller. Beni farketmiyorlar bile. Bir yandan da konuşuyorlar. İlgili, sıcak, samimi konuşmalar. Sık sık balkona çıkılıp giriliyor. Bu ev çok güzel. Hep böyle kalabalık. Neden böyle acaba? Beni besleyen şey, onları da besliyor mu ki? Biraz su içeyim, dilim sarktı susuzluktan.
 
 
İricene ayaklılar dışarıda otururken başlangıçta yanlarına çok gitmem. O sırada içeri çarçabuk dönen küçük ayaklıların yanında bir iri ayaklı hoplayarak zıplayak ne güldürdü onları, hayret. O gülüşler ve müziği gece boyunca balkondakiler de tekrar tekrar dinleyip birşeye bakarak güldüler o iri ayaklının yaptıklarına. Yerimde gözü mü var ne? Bu evin sevileceği benim, hadsiz ya.
 
 
İri ayaklıların yanına, balkona bir süre sonra çıkarak zamanlamayı ayarlarım. Burnumla tel kapıyı itmeyi bilmeme rağmen şu masa başında oturana kendimi farkettirmek için hafif inledim. Kalktı açtı kapıyı, dünden hazır beni sevmeye. Nasıl seveceğini de biliyor, tecrübeli galiba. Oh şöyle boynumu, ensemi okşaya okşaya mest etti beni. İri ayaklılar otururken bazılarının bazen birer veya ikişer ayakları yerde görülmüyor, sonra tekrar görülür hale geliyor. En çok da bunu o bize çok gelen orta iri ayaklı yapıyor bunu, oturmasını mı bilmiyor ne?
 
 
O balkonda pişirilen şeyin soğumuş halini bir kaba ayıkladı en iri ayaklı sahibim. Önüme, yere koydu. Ya, kokusu bile iğrenç,  yer miyim ben onu? Ayıp olmasın diye bir kokladım. Yok yok hiç yiyemedim. Şu bana kapıyı açanın koltuğuna biraz yükseldim. Oh daha da iyi sevdi, okşadı beni. Az sonra da orta iri ayaklı sahibimin kucağına oturabilmeyi başardım. Ağzımın kokusundan bahsettiler. Çok ayıp.  O özellikle masanın öteki başında oturanın olmak üzere, ara sıra sizin ayak kokunuzdan bahsediyor muyum ben hiç insan içinde. Neyse güzel geceydi. Çok geçe kadar konuştular gülüştüler. Uykusu gelmiyor mu, insanın?
 
 
Of bitsin bu sessizlik. Şimdi gelirler, yine sevgi dağıtmaya. Galiba o en küçük ayrık parmaklının sesi bu. Dur bir havlayayım. Evet o. “Luluuuuu” dedi, bile.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir