Çocuklarımla Anılarım (Babalar Günü-2018)

 

Naif; hesapsız, saf demek değil mi? Sonradan mı  çetrefil düşünmeye başıyoruz hayatta? O yüzden mi çocukları seviyoruz en baştaki halimizi hatırlayarak. En tatlı hikayeler, minik kedinin zıplayıp durması, uzatılan süt şırıngasını eliyle tutarak emmesi gibi saf, uzun uzun bakılası olanlar değil mi?

Yaz tatillerimizi hep deniz kenarına denk getirdik çocukları büyütürken. Anadolu kaderimizi onlar hissetmesin diye kilometrelerce yol yaptık hep,  2-3 günlüğüne bile. Deniz, martı, kumsal, zeytin ağacı,  bunlardı bize ait olanlar, hep öyle hissettik. Pancar, söğüt, buğday, dağ, çorak, bunlara ısınamadık. Çocuklarımızın da içine işlemesin istedik hep.
O yaz marmaris içmelerdeydik. Eşimin kardeşi de annesi yengesini almış o sırada marmariste apart oteldeymişler. Bir gün önceden konuşuldu ertesi gün saklıbahçe diye bir restorana gidilecek. Her zaman tenkit alan erken yola çıkma, erken randevu yerinde olma huyum bu öyküyü çıkarttı ortaya. Saat 18:00de marmaris çıkışında iki araba buluşacak, istikamet saklı bahçe olacaktı. Biz bir saat önceden içmelerden çıktık, onlar da biraz geç geldi.  Arabaya küçük yeğeni,  özhancanı aldık. Çünkü bizim o zamanlar 4 ve 2 yaşlarındaki oğullarımla arkadaş gibiydiler. Yolda da bir trafik, bir trafik. Saat 19:30 oldu hala yoldayız. Zaman geçsin diye çocuk hikayeleri anlatılıyor. Ege bir anda “çok acıktım ben” dedi. Evet ya, en son 14:00de birşeyler yemiştik. Özhancan, naifçe “anneannem çıkmadan önce bize menemen yaptı. Onu yedik” dedi. Azıcık bi süre sessizlik oldu. Araya başka bir konu girdi. Sonra yine susuldu nedense.
Ege karanlık dışarıya camdan bakarken başını hiç hareket etmeden bir cümlesini hayalinden dışarı taşırdı. Arabadaki herkes bir beş saniye gecikmeyle güldü, acıdı, sarıldı, teselli etti. Ama o soru cümlesi hem o an, hem o gece beynimize işledi, çınladı durdu:
“Özhancan, menemenin suyuna da bandın mı?”
Her menemen gördüğümüzde ebeveyn olarak gözümüzün azıcık yaşarmasının nedeni acısı, soğanı değildir. Biline böylece.
***
İki çocuk,
birbirine yaşça yakın iki çocuk,
birbirine yaşça yakın iki oğlan çocuk yetiştirmek ne zordu, ne zor bilemezsiniz. Dikkat edilmesi gereken manevi ve maddi ne kadar çok nokta var büyütürken. Her an gözönünde tutsanız bile çocuklarınızda bunu da nereden öğrendi dediğiniz şaşırtıcı tepkileri görüyorsunuz mutlaka. İstemiyorsunuz öyle olsun ve istemediğinizi de mutlaka görüyorsunuz.
Çocuklar arasında rekabeti, birbirlerinle yarışı hiç öğretmediğimizi düşünüyorum. Ama işte o anlar, kendi kötü deneyimlerinizi akla getiren anlar yakalanıyor bir şekilde. Biz öğretmediysek, kim öğretti, nerden öğrendiler. Aslında yaşça küçük çocukta biraz da içgüdüsel oluyor bu sanırım. Birgün gündüzleri çocuklarımıza bakan genç kız bakıcımızın bunda parmağı olduğunu onlara yemek yedirirken izlediğimde anladım. Bakıcı “yemek bitsin, yensin” görevini çocukları yarıştırarak yaptırıyordu, önüne dizdiği ege ile efeye “bakalım ilk kim bitirecek ağzındakini” diye ara gaz veriyordu. İşte rekabetin tohumlarının ekildiği an. Benim de aklımda bir hatıra var, bu tohum ekimi ile ilgili. Mesela birgün egeyle daha çok oynadığımı ve ilgilendiğimi gören efe daha 2 yaşındayken “ben fenerliyim” diye tepki koyunca aklım başıma geldi. kucağıma aldığım gibi efeyi hiç bırakmadım, doğru yolu bulana kadar. Buldu da minik karakartal. Düşünsene hayatının sonuna kadar fenerli bir çocuğu beslemek, okutmak zorunda olmak…
Ama rekabet hiç bitmedi. Fethiyede kaldığımız otelin havuzunun başında egeye bir cesaret geldi, daha 4 yaşındaydı. “Ben kolluksuz yüzerim” dedi, havuzda karşıya kadar yüzdü. Heyecandan öldük, alkışladık. Ardından efe 2,5 yaşında olmasına rağmen ve daha kollukla bile yüzmeye yeni başlamasına rağmen söktü attı kollukları, yüzdü karşıya kadar. İlk dumur ve farkediş bu idi.
Başka birgün Ege hastalandı, ateşi çok yüksekti. Efe iyiydi ama. Egenin nerdeyse baygın haldeyken ateşini ölçtük, 40.1. Hemen panik, tedaviler, soğutmalar, iyileşir gibi oldu iki gün içerisinde. Ama kardeşine hastalık geçirmeyi de başarmıştı. Efe ateşlendi bu sefer. Nasıl baygın, gözünü açamıyor. Elektronik dereceyle ateşini ölçtü özlem. “40.2” dedi, üzülerek.  Efe baygın gözünü araladı, “oha, abimi geçtim” dedi.
Of çok zor, çok. İki oğluma da en büyük hayat dersinin birbirine yakın yaşta iki oğlan babası olmalarıyla olacağını çok iyi biliyorum. Tatlı dertler.
***
İşte bir babalar günü daha. İlmek ilmek dokunan çocuklarını sen her gün hatırlarsın, onlar bir gün yani bugün seni hatırladıklarını gösterir ya, ondan sulanır gözlerin. İlmek ilmek dokumak.
Örneğin dikkatlerini geliştirmek için ikisini birer dizinde tutar, ortaya da en basitinden 7 farkı bul bilmecesi koyarsın. Senaryo, seslendirme, oyunculuk, yönetmenlik hepsini profesyonellere taş çıkartırcasına uygulayarak farkı bulmalarını sağlamaya çalışırsın. Motivasyon için çoktaaaan bulduğun farkı söylemeden, onlara melodiyle “ben buldum, ben buldum, ben buldum da ben buldum” şarkısı uydurursun. Ritim süre geçince hızlanır, ses yükselir. Farklardan biri bulunduğunda çığlık atılmadan durulmaz.
Arabada eve yaklaşırken uyumasınlar da iki tane 20-25 kilogramlık paket taşınmak zorunda kalınmasın diye dikkat toplayıcı oyun uydurulur: bir anda sessizliği bozacak şekilde “eve gidince yatağa ilk kim girecek?” Sorusu bitmeden “beeeennn” dersin. Onlar fırsatı kaçırdıkları için üzülüp bir sonraki soru için tetikte bekleyerek uykularını ertelerler. O sırada yeni soruyu sorarsın: “eve gidince tuvalete ilk kim girecek? -Beeeeennnn”
Çocuklar uyutulurken ninni değil de, en çok sevdiğin sanatçının şarkısını söylersin, giderek azalan ses düzeyiyle. Bittiğinde alnına öpücüğü kondurup üstünü örter, kapıyı aralık bırakıp çıkarsın odadan, parmaklarının ucunda. “Uyku kardeşim ver elini, usul usul, ince ince beraber eriyelim, eriyelim”.  Sonra ilmeğinin motif olduğunu ilkokul öğretmeni söyler sana. -“Bugün sınıfta çocuklara en sevdiği sanatçıyı sordum. Herkes popüler, televizyon şebeklerini söyledi, bir tek sizinki hariç. Fikret Kızılok, dedi”.
İki erkek çocuk, güreş isterler. İlk 10 yıllarında ikisine de yetersin. Boğuşmayı başlatmak için kelime ağzınıza pelesenk olacak kadar sık boğuşursun: “Başladık!”. Sonra onlar büyür, sen ufalırsın. Narin olursun, ödün kopar incelen kasların kemiklerin o duble güçte incinecek diye. Babalar gününü kutlamak için ikisi birden gelir. “Başladık” derler. “Hayır hayır” diye yalvarırsın, biraz korku, biraz gururla.
İlmek ilmek dokursun, uçan halı olurlar. Yönlerine bile karışamadan uçar giderler. El salla arkalarından, gözün yaşlı. Baba olduklarında daha çok sevecekler seni, babacık, babuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir