“Himlens Vackraste Sjön” (Cennetin En Güzel Gölü)

Ağlarız, hayran hayran bakarız, teşekkür ederiz, duygulanırız, yardım ederiz, alkışlarız, cesaretlendiririz, eğleniriz, gülümseriz, merhabalaşırız, mutlu oluruz, saygılı davranırız, susacağımız konuşacağız zamanı biliriz, sustuğumuzda kalplerin bir attığını biliriz.
Bunları hiç tanımadığı bir topluluk içinde yapabilir mi insan?
Sabah otel kahvaltısında gazetenin günlük olarak yayınlanan “şehirde bugün ne var?” köşesinde iki şey işaretledim. Birinde “İsveççe konuşma alıştırması mı yapmak istiyorsunuz?” diye yazıyordu. Yer günlük kütüphane. İçeride günlük gazeteler, her şehirden her ülkeden. Raflarda yüzlerce dergi, güncel. Üstteki merdivenle çıkılan çepeçevre üst yarı kat raflarında ise dergilerin arşiv sayıları. İçeride rahat koltuklar. Sessizce dergisini gazetesini okuyan insanlar. Saat geldi. Kütüphanenin bir odasını konuşma kulübü yapmışlar. Haftada bir gün yabancılar İsveççe konuşmak için bir buçuk saatlik alıştırmaya geliyorlar. 2-3 yıldır İsveçte yaşayıp konuşmasını geliştirememiş Kamboçyalı, Çinli, Yunan, İspanyol ve Yemenlilerden bir grup oluştu. İki İsveçli ile havadan sudan konuştuk. Hayatında sadece 6 gün İsveçte bulunmuş ben ile diğerlerinin konuşma seviyesi arasında fark olmamasını “burada hiç İsveçli arkadaş edinemedik, ondan” diye açıklıyorlar. Konuşmayı yönetenler buna katılıyorlar, “biz böyleyiz, çünkü burada iklim böyle” diyorlar. Ortaya “ ülkenizi özlüyor musunuz?” diye laf atıyorum. Hepsi ”jättemycket” (çoooook) diyorlar. Ben “sudoku çözmek yerine bu dili öğrenmeye devam edeyim, bana yeter” duygusuyla gazetede işaretlediğim ikinci bedava etkinliğe doğru yürüyorum.
Eski bir bina. Girişte kenarlardaki iki büyük kapının açıldığı boşlukta kocaman bir bar. Arkası içkilerle dolu. İnsanlar birazdan başlayacak etkinlik öncesi kucaklaşıyorlar, merhabalaşıyorlar, konuşuyorlar, bir bardak birşey içiyorlar. Elinde fotoğraf makinası olan, orta boyda, tıknaz, saçları Zeki Müren gibi kabartılmış, parlak yüzlü, ipince dudak üstü bıyıklı, çekilmiş kaşları ve üzerinde anlamsız harfler dövmesi olan bir genç adam geçiyor. Somon renkli gömleğinin kısa kolları dirseğini geçiyor. Gömleğini belinin üstüne kadar çektiği siyah pantolonunun içine sokmuş. Ama gömlek düğmeleri açık, çok derin bir dekolte var. Pantolon çok yukarı çekildiğinden midir bilmem ama, paçalar çıplak ayak bileklerinin en az bir karış üstünde. Ayakta çok eski model bir kösele ayakkabı. Yıllar sonra bu anın bir fotoğrafını çekse garipser mi acaba?
Neyse etkinlik zamanı geliyor. Bir kat aşağı bodrum katına iniyoruz. Ortada bir sahne. Etrafta 20-25 kişilik küçük masa-sandalye. Yüksek bir tabure ile etrafa hakimim. Fotoğrafçımız ortada dolanıyor. Birazdan hafif bir tempo alkış sonrası sahneye upuzun altın sarısı saçlı, siyah günlük elbiseli, ayakları çıplak, bembeyaz tenli, güzel beyaz dişleriyle gülümseyen bir genç kız, ben insan güzeliyim havası ve edasıyla çıkıyor. Seyircilerden biri sandım. Ama konuştuklarını çok iyi anlıyorum (o kadar konuşma kulübü çıkışım var yani). Biri kalabalıktan bağırıyor: “Hej Siri!”  Gülüşmeler. Şarkıcımızın adı Siri. Siri Grive. 2 yıl önce müzik yüksek okulundan mezun olduğunu, bir albüm çıkarttığını söylüyor. Bugün burada yazı karşılamak kutlamak için böyle bir etkinlik planladığını söylüyor. Çok mahçup, çok güzel konuşuyor. “Ben piyanoma geçeyim en iyisi” diyor. Piyanonun orası karanlık. Notaları göremediğini söylüyor. Bir seyirci telefon ışığı tutmak için kalkıyor, yanına gidiyor. “Tack!” 3 şarkı ile başlıyor. Anne-çocuk ilişkisini anlatır şarkı sözleri. O kadar duygusal söylüyor ki, arka masada bir genç kız duygularına engel olamayıp sessizce ağlıyor, yanındaki de ona destek olmak için elini uzatıyor.
Son şarkısının adı başlıktaki gibi. Annesini arayan bir çocuk, annesine “sen benim gözlerime bakıp böyle derdin diyor: cennetin en güzel gölü”
Çıkarken bu insani ve sosyal yaşamı hakettiğimi, hakettiğimizi düşünerek yürüyorum. İyi ki bir dil öğrenerek bir kültüre yelken açmışım. Tesadüfen bu iki etkinliğe ulaştığımı düşünmeyin. Tesadüfler hazır beyinlere denk gelirmiş.
“Hej då, Sverige!” Dönüyorum ülkeme, umutla…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir