Kilin Z Raporu

 

Çocukluğumda mahallemizde çokça inşaat vardı. O zamanlar oyuncak yokluğunda ürettiğimiz oyunlardan biri de kilden şekil yapmaktı. Akşamdan sokağa yığılan inşaat kumunu inşaat bekçilerinin olmadığı zamanı kollayarak sekiz-on çocuk köstebek gibi eşelerdik, kil bulmak için. O zamanki küçük avuçlarımızdan taşan koca koca kil ganimetimizi alıp evlerimizin önünde güvenli yere çekilirdik. Orada parmaklarımızla, gücümüz yetmediğinde yere vurarak şekiller verirdik killere. Kız çocukları hemen kahve takımı düzerken biz erkeklerin ne yaptığı akılda kalmayacak kadar önemsizmiş meğer. Sonra o killer artıkları ile birlikte terkedilir ve kaybolurdu.

Bindokuzyüzaltmışsekiz yılının şu günlerinde çekip aldılar beni kumdan. İsim koydular, umut bağladılar, sevdiler, sevgi gördüler, aşık oldular, nefret ettiler, görev verdiler, sorumluluk yüklediler, cezalandırdılar, övdüler, üzdüler, mutlu ettiler, mutluluk gördüler, güldürdüler, ağlattılar, takdir ettiler, küfrettiler, korktular, korkuttular, hatırladılar, unuttular. Binlerce insanın hayatına değdim. Binlercesini tanıdım. Binlercesini bildim. Elli yılda tek anladığım oniki burç karakterine sığdırılamayacak kadar kişilik farklılığı çeşitliliğinin olduğu. Çeşit çeşit kişiliklerden birbirine paralel giden, birbirine ters düşmeyenlerle derin dostluklara girdim. Fırsat bulamadığım, dost olabileceğim ne çok arkadaşım var. Beni sevmeyen mi? Mutlaka.
Son zamanlarda arkadaşlarımın da etkisiyle psikanalize meyilli olduğumu farkettim. Kendini bilmek ama derinlemesine bilmek kanatlandırıyor. Sonra bir başka arkadaşım önemli ve güvenilir bir kişilik testi önerdi bana. Yapmaz mıyım? Derhal. Aynada neler neler gördüm? O kil yıllarca nasıl şekillenmiş? Sonunda işte ben. Ayrı ayrı her özelliğimi okuduğumda hayatımdaki anılar canlandı. Psikanaliz mi? Gerektiğini hissedersem evet. Geçenlerde konuştuk “hayattaki mutluluk seviyen nedir?” diye. On üzerinden yedibuçuk-sekiz verdim. Yeter. Düşer gibi olur da çıkış ararsam bi dal psikanaliz alırım artık.
Kendimize en kör organımız göz. Burnumuzun ucunu göremeyen geniş görme alanı. Herşeyi görür de kendini göremez. Neye benzediğimizi bilmeden yaşar gideriz. Boşluğu beynimiz doldurur: “Sanırım sen şöylesin” der ve kör kör yaşamaya devam ederiz. Bir yansı gereksinimi hissettiğimizde bunun için bir ayna ve benzerlerini ararız. Aynaya bakmak albenili, başkasından kendini dinlemek de. Kendimizi arayışımız hayat boyu devam eder. Hayatta kalma, beğenilme ve organizmamızı doyurma içgüdüleri ile donatılmışız. Bir de o kilin içerisine belli özelliklerden belli oranlarda üflenmiş ve sonsuz seçenekte kişilikler ortaya çıkmış. Karşımızdakinin, sevgilimizin, arkadaşımızın kişiliği konusında bizden uzmanı yok. Ya kendimiz?
İşte bu kil aynanın karşısına geçti ve “söyle bakalım ne menem bir şeyim ben?” diye sordu.  “Sen var ya sen geçimsizsin.” dedi. Afallamama fırsat vermeden bir çırpıda üstüme kustu. “İnatçı, dominant, sert, kuşkucu, yarışmacısın. Seninle sosyal ilişkide bulunmayanlar seni soğuk ve asempatik bulurlar. Kötü yanları hep görürsün, toleransın da azdır. Ne düşündüğünü herkes bilir, saklamazsın. Kısa kazanımlar için orta ve uzun vadeli kazanımlarını feda etmezsin. “Epiküristim” demiştin ya, işte tam ondansın. Sorunu hemen çözüp birikmesine ve potansiyel tehlike oluşturmasına izin vermezsin.” dedi ve sustu. Sanırım kendi kendime utanma duygum var. “Bunlar bende olmasa ne güzel olurmuş” dedim. Hayatımın geri kalan üçte birlik kısmında törpülenecek noktalarımı belirledim. “Dinlendin mi?” diye sordu. “Soluklandım” dedim, sessizce. “Kızarma” dedi. “Her yemeğin içinde tuz, karabiber, yağ vardır. Tuz, karabiber nadiren tek yenir. Sonunda lezzetli bir yemek misin? Ona bakacaksın” dedi. Bir çırpıda yeni bir paragrafa geçti.
“Sen” dedi. “Çalışkan bir arısın. Detaylara dikkat ederek çok ve devamlı çalışırsın. Etkili ve temiz bir sonuca ulaşırsın çoğunlukla. Kurallara ve standartlara bire bir uyarsın. Yapacak işin olmazsa çok sıkılırsın. Söz verirsen hiç özürsüz, zamanından önce işi tamamlarsın. Düzenli, tertipli ve güvenilirsin. Başkaları sana hayret eder, sana yetişemez. Bu nedenlerle akademik hayatta kolay yükselirsin; hatta iyi bir yönetici bile olursun.” dedi ve bıyık altından sırıttığımı farketti. “Az önce pancar gibiydin ama” diye yine hatırlattı o anı. Bu sefer o soluklandı. “Başarısızlığa katlanamazsın.” diye tekrar başladı söze. “İşinden olursan ve bu hele de senin yüzünden değilse duygusal tepkin çok fazla olur.” dediğinde Askeri Lise’den atılmam ve akademisyenliğimin bitiş yılları geldi aklıma. Yine de iyi geldim bence üstesinden. “Öylesin.” dedi.
“Çok dışa dönük, açık birisin.” deyince “Bunları yazmamdan belli değil mi?” dedim içimden. “Bu çok iyi bir kişilik özelliği. Umut, neşe, iyi beklentiler ve yaklaşımlar özellikle sosyal iletişiminde ön planda. Sosyal ortamlarda çoşkulu, konuşkan, iddialı ve sokulgansın. Bu ortamlar için delirirsin ve sürekli oralarda olmak istersin. Toplantı düzenlemek, şakalar yapmak, milleti güldürmek ve bu aktivitelerde rol almak senin işin.  Toplantılarda ilk söz alan ve en çok konuşan hep sen olursun. Hep öne atılırsın. Sosyal ortamlarda dürtüselsin.” “Haaaa” dedim “ondan bana hep “bi dur, bi dur” diyorlar” diye sesli düşündüm. Obsessiv ayna işini yapmaya devam etti.
“Canım, sende duygusal denge çok iyi.” diye başlayınca “canım, cicim deme, o elini de indir!” dedim. Bi irkildi, toparlandı, dürtüsel şakamı anlamadı, monoton bir tonla devam etti konuşmaya. “Ağrı, acı, üzüntü, rahatsızlık, korku, kaygıdan sende eser yok. Hiç takmazsın, hemen uf olur geçer. Zaman zaman böyle görünsen de çok çabuk atlatırsın. Kendine güvenin tam. Belki manik olabilirsin ama depresyon asla. Fiziken ve duygusal hastalıklar sen de az olur, boşuna özel sağlık sigortası primi ödeme!” dedi. “Başına kötü bir şey gelecek kaygısı olmadan yaşar gidersin sen. Ben kırılırım sana bişi olmaz. Taş gibisin maaşallah.” diyerek bir önceki laubaliliğini yalakalıkla kapatmaya çalıştı. “Nemrut” demiş miydi bana? Hiç gülümsemedim çünkü.
“Bitmedi mi daha?” diye sordum. “Sen yüz tane soruyu cevaplarken ben bekledim ya” dedi burnu havada ayna. “Son bölüme geldim. İyi haberle bitireyim.” dedi. “Yaratıcı, sanatsal bakışı olan ve sözel zekası yüksek birisisin. Vizyonun geniş, araştırıcı ve akıllısın. Öğrenmek için can atarsın ve sürekli yeni birşey öğrenme peşindesindir.  Yazmaktan çok hoşlanırsın, hatta yazmak için doğmuşsundur.” dedi. Ağzımdan “Yuh!” çıktı. “Noldu?” diye sordu. “Yok bişi” dedim. Devam etti. “Yeni fikirler ortaya koyup bunu güçlü bir şekilde ifade edebilirsin. Olağan şeylere hiçkimsenin bakmadığı gözle bakıp birşeyler yakalarsın. Problemleri böylece çözmede çok iyisin.” dedi. “Ne testmiş arkadaş!” dedim. “Ama sen bana resmen “Eli kalem tutan, geçimsiz, geveze, şaklaban, işkolik” dedin ya” diye ekledim. Bu sefer ciddiyetini takınıp şu cümlelerle bitirdi:
“Hayatının geri kalan ömrünü keyfince yaşa. Hayatı günlere, aylara, yıllara bölüp saymayı bırak, kısaltırsın. Hayat dediğin doğduğundan ölene kadarlık bir tek zaman. Şimdi de onun içindesin. Kil fena değil. Güzel günler bekliyor seni. İyi ki doğdun!” dedi. İçimden “Vay be!” diyerek ben de ayrıldım.

“Kilin Z Raporu” için 2 cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir