Leylek Hikayesi

-Yok ağabeyciğim, kimse yakınmasın “benim işim pis” diye. Bizimkinden pis iş mi var be? Bak “pis” diyorum, “ağır” demiyorum, “zor” demiyorum. “Pis” diyorum, “pis”. Ha, hemen aklına en pis olabilecek meslekler geldi değil mi? Geç kardeşim bunları. Ben herkesten dinledim işini. İster istemez dinledim. Parça parça dinledim. Doktorunu da dinledim, orospusunu da, hem profesyonelini hem de acemisini. Yıllardır, kulak misafiri olduğum tüm hikayeler uç uca birleşti. Artık geleni, oturanı, bakanı, bekleyeni, soranı biri söylemeden tanırım, bilirim mesleğini. Her masaya yaklaştığımda da sıradaki cümlesini aklımda seslendirme yapar gibi tekrarlarım, ezbere. Yok, kesin, en pis meslek benim.
Bak, dinle, ne diyor? “Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime.”

-Efendi gibi oturup başlayanı da vardır, daha baştan terbiyesizi, saygısızı da. Sinirli başlayıp pelte gibi kalkanı da vardır, yumuşak girip erkek çıkanı da. İstikrarlı ve mütemadiyen yanındakini yiyip bitirenini de gördüm meze niyetine, her türlü boku yiyip bir kırmızı gülle affedileceğini umanı da. Gecenin ilerleyen saatinde kalkıp karşısındakine okkalı şamar atanını da, daha oturur oturmaz insan içinde sevişenini de gördüm. Ha, bak günahı almayayım, “hiç mi efendi gibi içip zıkkımlanıp giden olmaz?” diye sorarsan “yok” diyemem. Ama onlar bu geceki haykırışıma konu olmasın, ağabeyciğim bu gece, müsaade et!. Of be ağbicim, şu şarkıya bak, şimdi. “Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?”

-Haftada bir iki geleni de var, ayda bir iki, öylesine takılanı da. Yıllardır geleni de var, babasının yanında staja geleni, babasız ilk kez çift kale maç yapan bıyıklarıyla ilk defa milli olanı da. Etrafı uzun uzun süzüp “bu saçları değirmende ağartmadık” tavrıyla oturan ustalarımız başımızın tacı. Zaten akıllı olan, hayatı öğrenmek isteyen garson servis boşluğunda vaktini o masa yanında geçirir, fotoğraflarda kralın muhafızları gibi çıkarsın. Gitmeyeceğin, bulaşmayacağın masa “parası çok, görgüsü az” hödüklerin masasıdır. Önce ezmeye çalışırlar, sonra yanlışı sezmeye başlayınca da yavşamaya. Gece uzun, garsonluk maratondan zordur. Kondisyonunu o masa da harcarsan gece bitmez sana. Arada bayrak yarışı gibi masayı devretmelisin, mesai arkadaşına. Biraz soluklanman lazım. Kulağın şarkıda olsun! “Burası agora meyhanesi”.

-“Hoş geldiniz beyefendi, hanımefendi!” diye başlarsınız. Aslında bir tanışmadır, tartmaktır bu müşteriyi. Daha ilk cevaptan belli olur, gecenin kalanı. Daha bismillah be kardeşim, “ay ay ay, burası çok esiyor”, “burası çok sıkışık”, “burası çok ortalık” yakınması ile başladı mı kadın, hemen erkek “Afrika sincabı” gibi dikilip sadece boynu ile daha iyi bir geceye başlangıç ortamı arar, zavallı. Nispeten o “daha iyi” yer bulundu, bulundu; bulunmadı gece eksi elli derece kadın soğukluğu ile geçer ki soğuğun erkeklikteki fizyolojik etkisini sana ben anlatmayayım kardeşim. Hadi kaldır, vur bakalım. Gecemiz güzel geçsin bizim. “At kadehi elinden, bin parçaya bölünsün”.

“Bakar mısın kardeşim?” “Bizim buzu yeniler misin? Teşekkürler”. -Bak bu bile bir araba muhabbet konusu açar. “hooooop” diye bağıranı mı ararsın, “garsoooon” diyeni mi, nerdeyse ıslık çalanı mı? Nerdeyse kişneyerek gidesin gelir yanına insan kılığındaki puştun. Yanına gittiğinde de doğrudan istediğini söylese, neyse. O anasonlu nefesi ile böğüreni gördüm. Karısının, şefinin karşısında tüm gün sümük kıvamında olup garsona dikleşene içinden “tipini siktiğiminin..” derken “buyrun efendim” dersin, “ne istemiştiniz?”. Şimdi, bu şarkı oldu mu ya, böyle mi denk gelir? “Ben küskünüm feleğe”.

-Ha, bak bu işin bir pisliği de şu; alkolü alınca gördüğün gibi küfürlere vurulan gem gevşer, biraz önce duyduğun gibi. E tabii, biz bu işin kitabını sözlüğünü yazarız. Neler duydu, bu kulaklar. Bir kere vücudun istisnasız her organına o eylem yapılabiliyor, teorik olarak. Küfredilen kişinin tüm akraba ve sülalesinin yanında “alışveriş yaptığı bakkala” bile küfür olabilir mi deme, kardeşim. Kime mi küfrediliyor? Nadiren karşılıklı, genellikle söz hakkı doğacak şekilde orada olmayan birine; borcunu vermeyene, yüz vermeyene, vermeyene, gülmeyene, durmayana, sormayana, gelmeyene, gitmeyene, aniden gelene, aniden gidene, en çok da gidene. Gidenin arkasından kendi kendine gelip, tek başına oturup içen, bir de küfreden çok nadirdir. İlla ki bir dinleyici, bir müsekkin, bir hatip, bir vaiz ya da bir pış pışçı bulunur. Bak sen de hep susup dinliyorsun, kıllandırma beni! Gıcıklığına mı koyuyorsunuz kardeşim bu şarkıları? “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar”.

-Ana yemek alacak mıyız? Ara sıcaklarla devam edelim mi? Meyhaneye gelip de öğün geçiştiren de var, ertesi günün iki öğününü de stoklayan. Meyhaneye doymaya gelinmez kardeşim, içmeye gelinir. İçip dağıtmaya, sızmaya değil, muhabbete gelinir kardeşim. Kullanım kılavuzu mu dağıtsak masalara. Biz kime adap öğreteceğimizi biliriz, kardeşim. Bize işimiz öğretmeye çalışanlara ne demeli? Ağzına çaktığımın toy gençleri bana şarabı nasıl açmam gerektiğini söylüyor ya. Yok ama, biz hep kibar olmalıyız değil mi? Çünkü ayık olan biziz hep, değil mi? Sarhoşun naziği de çekilmiyor, be. Valla en pis iş bizim. “Nazik-sarhoş“ hayatta gördüğün en sahte şeydir, yaz bunu bir kenara. “Nasıl içmem arkadaş?” diyor bak Zeki abim.

-Ne maymunlar gördüm, ne şebekler. Sadece bana değil, tabii bu oynayışlar. Yıllar içinde bir evlilik danışmanın hayatı boyunca görebileceği çift sayının bir çift bin katı kadar ben görmüşümdür. Abicim, o kadın denen yaratık var ya, yer abicim, yer adamı. Hani pirana balıkları var ya, aynı onun gibi. Zaten sorunlu bir durum varsa, sorununun olduğu kadınla meyhaneye içmeye gelmek dünyanın en büyük salaklığı. Bak bunu da yaz bir kenara. Lan salak ne işin var, o halde meyhanede? Neyi çözeceksin? İçtikçe erkekliğin masada yer değiştireceği bariz bir ortama sen niye problemin kendisi ile gelirsin, be salak? O masada konuşulanları duyarak gülüşme veya kulakları kapatma mimikleri yan masada mutlaka olur. Hayır merak ediyorum, o lafları yiyen sümsük eve gidip de ne yapıyor? Kesin kuyruğunu kıstırıp köpek gibi uluyordur. Bak ben daha meyhanede sorun çözüldüğünü görmedim. Sorun çıktığını mı? Ooooo… “Çile bülbülüm, çile”.

-Bir de en gıcık olduğum; iki kişi gelir oturur, biri konuşur, diğeri susar, karnını doyurur. Ulan ibne, karidesten bir lokma almadım, daha. Sıçayım senin meyhane arkadaşlığına, ya. Kalk, kalk gidelim. E tabii, bende hata. Bunca yıllık kani, olur mu yani? Her seferinde aynı kardeşim. Sen bu ağır muhabbetleri kaldıramıyorsun. Ben sana leylek hikayesi anlatacağım bundan sonra. Üstüne de bir ılık süt içip uyursun. Tövbe tövbe. “Arkadaşım, hesabı getirir misin, lütfen!”. “Lay layyy layy ehehhhe Doldur kardeşim doldur yaa Meyhaneci… koy… içki koy yaa. Hadi serefine… Sağol bey be sağol yaa… ahhahahahaa… Terkedicekler nası olsa biliyosun di mi sen de. Koy koy koy koy koy”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir