Sabah Öforisi

Sabahın bu geç vaktinde, -geç vaktinde diyorum, çünkü eskiden olsa bu saatlerde hastane odamdaydım, dedim ya değişiyorum- filmi bitirdikten sonra bir aydınlanma, bir mutluluk, gerekli bir hoşgörü geldi, sabah sabah. 3 dakika içinde giyinip çıkmaya hazırdım, evden. Tıraş? Banyo? Bugün hep ameliyat. poliklinik sahnesinde değilim, süslenmesem de olur.

İki gün önce Özlem, sabah geç kalkabilme kararımı uyguladığımı kastederek “Nasıl başardın, değil mi?” diye takdir etmişti. “Hayatta yapamayacağım şey yok, istedikten sonra” demiştim. Ne büyük laf. Ya da şu anda böyle hissediyorum. Tarihe not düşeyim de düşkünlüğümde okur gülümserim.

Apartman çıkışında sabahın soğukluğunu ilk hissetmemle birlikte bir başka ilk, kararımdı. Akşama Efe ile birlikte bir tiyatro seyretmek. Bu kadar çok önem verdiği bir şeyde yanında olmak, yanında olduğumu hissettirmek. Değerli olanın farkında olmak, değerlendirmek. İyi başladım güne.

İsmail abinin dükkanının önünden geçtim. Açık olsaydı, uğrardım, “günaydın” derdim. Kızmıyacağım artık ona. Farklı bakış açısından bakayım bir de. Dosdoğru belletilmiş tek bir yaşam yok ki. O hayatı da onda deneyimleyip görmek, anlamak lazım. Kimin haddine başkasının hayatını irdeleyip değerlendirmek. Tartmıyacağım artık. O artık olmasa ne çok üzüleceğimi anladım. Akşam çıkışta tiyatroya gitmeden ona bir uğrayayım. Nasıl da şaşırır. Ben gittikten sonra çokça düşünecek eminim.

Reha abinin dükkanı. Eskiciden gelen malları inceliyor. Her zamanki gibi eskici kapının dışında çaresiz, sessiz bekliyor, Reha abinin satın alma kararı için. Karanlık dükkanda bir torbanın yarı ağzında kırmızı bir saç bandı, Reha abinin elinde çepeçevre yoklanarak dönüyor. Anlam veremiyorum. Ne yapar? Neden yapar? Hayatımın en önemli meraklarından biri olmaya başladı. Akşam dönüşte tiyatro ve İsmail Abiden önce dükkana uğrayacağım. “Reha Abi, senden bir şey satın almak istiyorum. Ama onu sen seç. Acele etme. Sen karar verdiğinde haber ver” diyeceğim.

Biraz ileride petshop. Vitrinde akvaryum, dizaynı biraz suni, ama capcanlı. Saymadım, 8-10 japon balığı, serbest salınımda. Mediha ile Özhancan’ a alacağım tipte bir akvaryum. Ben balıkları saymadım, ama sayan varmış. Birkaç öğrenci karşıdan geliyorlar, akvaryuma bakıp “ölmüş oğlum o da” diyor biri. Diğeri “oha, teker teker gidiyor len bunlar” diyor. Mediha ve Özhancan derken, neden Mediha’yı önce dedim acaba?

Dolmuşa binip ilerliyorum. Sadece iki paragraflık yazıya yetermiş meğersem menzil. dolmuştan indiğimde ışıklarda arabanın direksiyonunda gülerek konuşan kadını görüyorum. “Umarım hoparlör telefonda değildir” diye düşünürken yanında gülüşe eşlik eden kız arkadaşını farkediyorum. Niye içim rahatladı? Yayaya geç ışığına rağmen kendi yeşilinin son damlasını sömürerek emmeye çalışan, biberonundan ayrılamayan şoförler karşıya geçmemi hep engelliyor. Kızacağım yok bugün.

Rujlu, minnacık ağızlı kadın ile koca popolu kadını geçip hastaneye ulaşıyorum. Merdivenleri çok hızlı çıktım. Manyak öforim var, bugün. Hastane. Ne çok kişiye dokunuyorum, ne çok insanın hayatına değiyorum, ne çok benden bahsediliyor. “Allah razı olsun” diyen iki ağır ameliyatlı hastanın yüzüne beş santim yaklaşan başka bir meslek var mı? Her gün saçlarını kulaklarının arkasına atmama izin veren bu kadar çok insan bana bunu saygılarından ve ehliyetimden dolayı yaptırıyorlar. Hep aynı insan yok karşımda. Evinde kavgası olan, işinde aklı olan, gönlünde ezikliği, beyninde sevgisi olan hergün onlarca insan karşımda. Her gün tiyatro, düşler sahnesi değil ama. Gerçeğin ta kendisi.

Vakit daraldı. Bugün dört hastaya daha dokunacağım. Rutinim. Ama çok değerli. Teveccüh edenlere minnettarım. Duygu hemşire dün ameliyatta ölüp ölüp dirildiğim hastanın “Maaşallahı var” dedi. “Evet kendiliğinden oldu” dedim kinayeli. Kinayeden hoşlanır. Neyse övgümüzü aldık sabah sabah.

Ameliyathanedeyim. Geniz eti ameliyatına giren Tuana odamdaki pano için resim yapmış. Güzel başladı gün. Makyajsız Selo(!) hemşirenin normal zamanda bağırınacağım ameliyat odası sorunu bildirimine bile birşey demedim. Haydi ameliyata. Kolay gelsin bana. “Kendi çocuğum olsa yine bu kararı verirdim” diye tekrarladığım ikna cümlesinin hakkını veren bir ameliyat. Mutluyum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir