“Uzayınca Merak Ettik de”

Hikaye saat onda başladı sanarsınız, ama değil. Hasta bana danışıldığı ilk gün, yani iki üç hafta önce başladı hikaye ve endişe. Ameliyat kararı verildiği bir hafta öncesinde de zirveye ulaşan bir meşguliyetle boğuştu zihnim. Alkolizmden siroz olup karaciğeri bin bir zahmetle değiştirilmiş hasta sigara ve alkole devam edince ağızının tabanında da kanser gelişmiş. Kendi kendine ettiklerini bizim düzeltmemiz lazım. Birazdan anlatacağım zahmetleri anlayıp bir daha içmez mi acaba? Sanmıyorum. Karaciğeri yeniden takılmış, bunun yeni bir şans olduğunu anlamamış bile.

Saat onda ameliyathaneye girdikten sonra dosyalarını hazırlarken kaygılarımın ilki bu yepyeni karaciğerin ameliyat sonrası ilaçlardan zarar görmemesi idi. Bu işi çok iyi bilen ve bu duruma göre narkoz verecek meslektaşlarıma danışarak ilaçlarını düzenledim. Saydım, ameliyat odasında sekiz kişi bu can için uğraşıyordu. Ağızın içinde çalışacağım için nefes tüpünü burundan akciğere geçirmek zorunda kalan meslektaşımın anlık çabası tüm hikayenin çok kısa bir kesidi idi. Uygun ve güvenli bir şekilde uyutulan hastanın dilinin altında, ağzının tabanında bir krater gibi delerek büyüyen kanseri çıkarırken bir hemşire bir saat boyunca sadece dili ittirmek, dudağı açık tutmak için görevliydi. Kanseri, yani nereyi tuttuğu ile ilgilenmeyen bu hastalığı çıkartırken ben aynı sorumsuzlukta olamazdım. Altta dile ve çevresine duyu veren siniri, dili kanlandıran damarları sağlam bırakabilecek miyim endişesi ile geçti o bir saat. En büyük kaygılardan biri de daha önce bol alkol ve sigara karışımına ev sahipliği yapan bu bölgenin benim ameliyatım sonrası normal tükürüğü tutup tutamayacağı idi. Zira boyunu da ameliyat edeceğim için tükürük ağızdan boyna kadar sızabilirdi bütünlük bozulursa. Bu bütünlüğü bozmamak ya da bozmak zorunda kaldıysam onarma sorumluluğu acaba sonraki rakı muhabbetlerinde hatırlanacak mı ki?

Ağızda işimiz bitti, ama her ne kadar ameliyat öncesi bu kanserin boyundaki bezelere atladığına dair bir radyolojik belirti olmasa da boynun her iki yanını da bu bezeli dokulardan temizleme seansına geçtim. Önceki tetkiklerde beze olmayışına rağmen benim bunu yapmam gerektiğini belirtmem ve hasta ve hasta yakınlarının kabul etmesi mesleğimin farkına varmadığım kutsallığı aslında. Kim kimin sözüyle bu konuda kendini teslim eder, üzerimde o ünvan olmasa. Boyunu o bezeli dokulardan temizlemek için yaptığım kesi bir kulak arkasından diğer kulak arkasına kadar boydan boya uzandı. Bir yeri keserken zarar vermeden kesmek de doktorluğun, cerrahlığın en tatmin edici duygusu galiba. Ameliyat sonrası pansumanla kapalı olduğu için ancak ertesi gün yara izini gören hasta yakınları içerde nelerle uğraştığımı bilemeden bu uzunluğu konuşacaklar sadece.

Önce sağ tarafla başladım boynu temizlemeye. Görevim kanserle ilgili alanları temizlerken işe yarayan hiçbir önemli yapıya zarar vermemek. Dudağı hareket ettiren sinire zarar vermeden omuzu oynatan siniri bulup korudum önce. Sonra beynimizden kan toplayan ana damarı. Sonra dil hareketlerini yaptıran siniri. Bunları korurken tetkiklerde görünmeyen bezeleri ayıklamak, yani hastaya şifa vermek duygusu ile dün başına kaldırım taşı yiyen meslektaşımı hatırlarkenki duygu birbirine karıştı. İki buçuk saatte sağı bitirip üzerine aynı şeyleri de bir buçuk saatte karşıda tekrar ettim. Yine dudağı, omuzu, dili hareket ettiren dinirleri buldum korudum. Beyin toplardamarından sakındım. Beni gözlemleyen arkadaşımın oğlu tıp fakültesi öğrencisinin arada gerindiğini, kültür fizik hareketi yaptığını, arada oturacak yer aradığını üçüncü gözümle izliyordum. Hemşireler yemek için değişip gidip geri geldiler. Ameliyat sırasında değil ama bittiğinde yorgunluğumu farkettim. Su içmeden, oturmadan, sürekli eğilerek ve devamlı hastamı düşünerek geçen saatleri farketmemiştim bile. Ama gururluydum. Bunu ameliyatın stresli anlarında bağırdığım hemşirelere espri yaparken farkettim.

Zarar vermeden, şifa vererek, çaba gösterek geçen beş saatin sonunda yorgun ve göğüs altıma kadar terli olarak dışarı çıktığımda hasta yakınları yanıma geldi. Ben üç hafta boyunca endişeli iken kendisini hiç görmediğim atılgan biri “Doktor bey, noldu? Uzayınca merak ettik de” dedi. “Uzayınca mı?” dedim. “Beş saatte iki boyun bir ağız yaptım!” Eşi “elinize sağlık” diyerek susturdu diğerini. “İyi değil mi?” diye sordu. “Çok güzel bir ameliyat oldu, herşey yolunda. Bir saate kadar odasında olur” dedim.

Odasına ziyarete gittiğimde hastamın dilini, ağzını, dudaklarını tam kullanarak “elinize sağlık, hocam” demesi en değerlisiydi.

““Uzayınca Merak Ettik de”” için bir cevap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir